7 Nisan 2021 Çarşamba

Zaman Kapsülü

 


 

Münih Prehistorisches Museum. İlkokuldayım. Müzeyi geziyoruz. Elimizde bir defter,  gördüklerimi işaretliyorum. Müzede gördüklerimi kendi 11 yaşımdaki hayatımla birleştirerek çiziyorum, yazıyorum, öğreniyorum. Sonra canım rahmetli babam beni annemle Türkiye’ye gönderiyor. Memleketine, memleketime faydam olsun diye. 35 sene sonra, Tulga Albustanlıoğlu’nun Anadolu’yu turizm öğrencilerine internetten anlatmasını dinliyorum. Duyumsuyorum. Fark ediyorum ki, dünyanın en güzel zaman kapsülüne ev sahipliği yapıyoruz.

Tulga Hoca’dan öğrendiklerimle ev sahipliği kelimesini değiştirmem gerekiyor. Biz ev sahipleri değiliz; ancak bu nefis zaman kapsülünü bekleyenlerdeniz. Fakat biz de geçiciyiz. Bu geçitten geçenlerdeniz. Noktasal anlamda ebedi olmasak dahi, bu zaman kapsülüne şu anda bir iz bırakan bizİZ. TÜRK’ler ! Kültür mirasımız Anadolu’ya.  Kulaklarımda bir anlatı çınlıyor. Yıllar sonra bir MİT olacak bir anlatı. Hz. Muhammed kutlu bir komutana (komutanlara) İstanbul’u müjdeliyor ve o güzelim kente biz büyüleyici bir geçitten, Anadolu’dan geçerek varıyoruz.

Elbette göz kamaştıran bu kadim olgudan bir parçayı sürekli yanı başında tutmak isteyenler var. Alıp götürüyorlar. Anlatılıyorlar, işitmiyorlar. İstediğin kadar süsle, altın kafese koy. Götürdüğün parça, bırakıldığı yerden daha güzel durabilir mi hiç? Ancak Anadolu’nun kerametidir ki ne alıp götürseler dahi kalbinden yenisi çıkıyor. Geçenler, geçerken geçenlere yol gösteriyor. İster geçit^geçenler deyin, ister coğrafya^zaman. İster Antropoloji. Anadolu katman katman yazıyor kendini. Bize onu okumak, duyumsamak düşüyor.

Ve sonra bir mimar geçiyor bu topraklardan. Bir çerçeve çiziyor geçenlere. Misak-ı Milli. Çerçevenin kalbine bir başkent duyumsuyor ve bizlere aktarıyor. Ankara.

Neden ağladığımı bilmiyorum. Göz yaşı şişelerinde göz yaşlarını biriktirenler aynı duyguyu mu hissetmişler ve saklamak istemişler? Anadolu’nun bizlere mirasını biriktirdiği gibi, bende buradan geçmesine izin verilenlerden biri olarak şükrü saklamak istiyorum. Çünkü bana göre şükür paylaştıkça değerlenir. Bu toprakları hisseden, seven ve onlardan şükür duyumsayarak geçen herkesle paylaşıyorum. Şimdi ve sonsuzlukta.

İçinizde, bir yerde, şu anda ‘ya şimdi ?’ sorusu belirdiyse… Hepimizi Anadolu Medeniyetleri müzesinde geçitten geçenleri görmeye, dinlemeye, hissetmeye davet ediyorum. Anadolu’dan şu anda geçenlerin Başkenti Ankara’ya. Ne zarifçe Anıtkabir’de bedeni bir imza gibi o çok sevdiği topraklara sonsuzlukta kavuştu.

    Bulunduğumuz dönemin şartlarını dikkate alarak belki bedenen ziyareti yapmayı erteliyorum. Ancak Anadolu ile ilgili bu memleketin değerli Türk bilim insanlarının, edebiyatçılarının kitaplarından birine misafir olmanız, zihninizle önden duyumsamanız dileği ile ben Halikarnas Balıkçısı’nı dinlemek üzere müsaadenizi rica ediyorum.

Fotoğraf : Türk İslam Eserleri Müzesi (İstanbul)

22 Ekim 2020 Perşembe

İki Nilgün, bir Elvan ve İstanbul

Her şey (n)asıl yeni(den) başladı veya her şey asıl yeni başladı

Yer : Bizim Salacak Kayalıklar

Niliko (Denge ve Sağduyu) : Hayatta rastlantı yok. Her şeyin zamanı var. Ne önce, ne sonra, tam zamanında. Korona öncesi iki güzel arkadaşımla tekrar bir araya geldik. İkisinin aynı gün doğmuş olması ve biriyle adaş olmamızın belki de görünmez bağları bizi bir araya getirdi. Bir kez daha dostlukların ne kadar önemli olduğunu hatırlattı bu buluşma. Kendin olabilmek dostlarının yanında. Üsküdar sahile oturduk. Üsküdar Anadolu’luyuz biz çünkü. İstanbul’u o noktadan seyrettik. Ben Saray tarafına bakmayı severim, denize bir de gök yüzüne vapurla geçerken. Tarihe şu anın gökyüzü ile bakmayı severim. Neler anlatıyor neler ? 

Elvan (kimyasal reaksiyon)  : Korona, mars-ay buluşması, Merkür retorsu derken iki Nilgün, bir Elvan ve İSTANBUL bir araya geldi. Bize sorarsanız güzel de oldu. İstanbul’u çok seviyoruz. Dostluğumuzu özlemişiz. Birbirimizi liseden beri tanıyor, sayıyor ve iyi vakit geçiriyoruz. 


Yolculuğumuz hepimizin Almanya’da başladı. Şimdi buradayız, beraberiz ve tadını çıkarıyoruz. Bazen İstanbul’u dolaşarak, bazen de şu anda olduğu gibi sadece üç kızın bir araya geldiği, sohbet ettiği zaman olabileceği gibi, tadını çıkarıyoruz İstanbul’u izlemenin, dinlemenin, hissetmenin.

 Ben kendimi topraklanmış hissediyorum. Geçmişten yanıma aldığım iki değerli arkadaşımla buraya ait hissediyorum. Bir akrep burcu olarak Nilgün’lerden biri ile tıpatıp aynı gün doğmuş olarak. O terazi (sabah doğmuş) ben akrep (son dakika gece doğdum).

 Nilie (Duygusal – Meraklı) : Kendini fotoğraflarla ifade etmeyi seviyorum. 



Zaman Kapsülü

    Münih Prehistorisches Museum. İlkokuldayım. Müzeyi geziyoruz. Elimizde bir defter,  gördüklerimi işaretliyorum. Müzede gördüklerimi kend...